12 Aralık 2012 Çarşamba

HAYALINIZ ACINIZ OLMASIN

Tekrar merhaba Sevgili Dostlar,
Birlikte bir hayal kuralım ve çarşının göbeğinde bir dükkan açalım.Ne dersiniz.!!!
Sesinizi duyar gibiyim bu zamanda dükkan açmak ,açtığın dükkandan para kazanmak kolay mı diyorsunuz değil mi.

Haklı da olabilirsiniz.Tam tersi haksız da bu aslında tamamen size yani yeteneklerinize, dünyayı nasıl algıladığınıza bağlı.

İşyerinizin başındasınız.uygun fiyatlara değişik bölgelerden ürünler alıp ilçemize getirip halkımıza hizmet veriyorsunuz. Yaklaşık 30 m2 lik bir işyeriniz var diyelim.Ve kırtasiye ürünleri satmaktasınız.

Yaklaşık bir yılınızı kırtasiye işinde doldurdunuz ve kendiniz içinde yeterli bir ciro yapmaya yani
giderlerinizi çıkartmaya ,ailenizin geçimini sağladıktan sonra az da olsa kenara bir para biriktirmeye başladınız diyelim.Bir Hayal kurdunuz ve işyerinizi değiştirmek en büyük hayaliniz oldu.

Belkide bu nokta da insanlar farklılaşıyor.Ben kendimi bu hayali karakterin yerine koyduğumda ne yapardım diye,
Sanırım ben hayallerine körükörüne diyebilecek kadar bağlı ve bu konuda müthiş inatçı birisiyim.Tabii ki bu beraberinde önemli kazanımlar getirmekle beraber risklerde içeriyor.Önce kazanımlara bakalım isterseniz.Sonra da risklere

Kafanız sürekli ulaşmak istediğiniz sonuca yönelik çalışıyor.Ne kadar çalışırsanız çalışın kesinlikle yorulmuyorsunuz.Hatta bazı günler ne çabuk akşam oldu yine mi eve gidiş saati geldi dediğiniz bile oluyor.Çünkü günün bitmesini istemiyorsunuz.Ya da bende öyle oluyor.


Fakat bu yoğun ve yüksek tempo beraberinde bazı sıkıntıları da getiriyor.Şöyle ki çok hızlı hareket edip çok hızlı kararlar verebiliyorsunuz.
Tehlike de bu noktada bence.Ve bu akşamki yazının başlığını o yüzden Hayaliniz Acınız Olmasın olarak koydum.Tabii ki hedefe giden yolda pürüzler olacak , taşlar olacak ,bayırlar tepeler olacak her zaman tertemiz dümdüz bir yol mutlaka olmayacak önemli olan bu engelleri aşma kapasiteniz.
Bir firmada maaşlı da çalışsanız , esnaf da olsanız farketmez bütün iş yine size kalıyor aslında yürümeyi düşündüğünüz bu yoldaki riskleri ne kadar bertaraf edebiliyor iseniz o kadar hızlı yol alacaksınız.Tabii bu arada bunları yapmaya çalışırken sevdiklerinizi de düşünmek,korumak ,kollamak ve geliştirmek zorundasınız bunu da lütfen aklınızdan çıkarmayın.
Son olarak sakın beni çok bilmiş ukala gibi algılamayın .Bu duruma cidden üzülürüm.
Saygılarımla






24 Kasım 2012 Cumartesi

KULLERINDEN VAROLMA SANATI



Zor cümlelerin akşamı bu akşam.

Küllerinden var olmayı hep masallarda olur sanırdım.Günümüzün çalışma koşullarında şartlar her geçen gün; herkes ve her kesim için ağırlaşıyor mu yada vahşi kapitalizme inanmış sermayedarlar ve onların kraldan çok kralcı kesilen genel müdürleri tarafından mı ağırlaştırılıyor.Tezat ta kalıyorum lakin şunu acı bir şekilde öğreniyor insan evinde, işinde , ailesine karşı, müşterilerine karşı kısaca varolduğu topluluk içinde ruhen yıkılıyor hemde defalarca ama öyle bir silkiniyor öyle bir kendine geliyor ki.İste bu sanat da bu noktada baslıyor ve gelisiyor.

Düşünün koca bir yılın zammını almışsınız.%3 maaşınıza brüt 85 tl zam gelmiş.Nette aylık 50 tl civarında bir aylık gelir artışı elde etmişsiniz.Çalıştığınız işyeri argo tabir ile kopmuş gidiyor.Patron kendine BMW karısına Jeep alırken düşünme gereği bile duymuyor.ama iş zamma gelince tabii ki değişiveriyor.Siz de zincirin bir parçasısınız ve alın terinizi dökmüş evinizden çoluğunuzdan çocuğunuzdan ayrı kalmışsınız bu hedeflenenin üzerindeki karın oluşumuna ciddi bir emek sarfetmişsiniz diyelim.
Bu zammı duyunca moralmen nasıl olursunuz.Tabi ki etkilenir hatta yıkılırsınız değil mi.
Şahsen bu tip durumları ben bir kaç gün içinde atlatabiliyorum.İlk anda bütün olumsuz düşünceler beni ele geçiriyor içime kapanıyorum bu trend in son anlarında ise kendimce haklı nedenler üreterek yıkılmayacağım diyorum vazgeçmeyeceğim ne evimden ne çocuklarımdan ne ailemden ne de yapmak istediğim işlerden vazgeçmeyeceğim.Her seferinde bir dal bulup taşkın nehrin kenarına atıveriyorum kendimi taki başka bir sele, başka bir taşkına kadar.

Bu akşam ki yazı biraz kendi içime yolculuğum gibi oldu ama buradan şunu bağlamak istiyorum.
Küçük bir işyeriniz var diyelim.Bir önceki yazımda marka olabilmek için düşüncelerimi aktarmıştım.Aslında son cümleyi bu yazıya sakladım diyebilirim.
En zor olanı yıkıldıkça aynı işe devam edebilmektir.Napolyon un bir sözü var yenile yenile yenmesini öğreneceğim diye. Bu sözün arkasında olabilmek için çok ciddi bir emek ,dayanma gücü ve yaşam mücadelesine ihtiyaç vardır.Ben bu duruma KÜLLERİNDEN VAROLMA SANATI diyorum.
Bilenler bilir ilçemizde ikinci şubesini açan bir dostum bundan on iki-on üç yıl önce iflas edip ilçemizi terketmişti.Fakat şarkıda dediği gibi     Gidişim suskun oldu ama dönüşü muhteşem olacak.Gerçekten bunu başardı hatta kendi deyimi ile ötesine bile geçti.Yalnız şunu da söylemeden edemiyor.Durmak Bize Yakışmaz.

Hepimize tüm dostlarımıza hayat mücadelelerinde başarılar diliyorum
Saygılarımla



22 Kasım 2012 Perşembe

KISISEL MARKA YOLCULUGUNUZA HAZIRMISINIZ

Merhaba 
Kendimce marka olgusunu kişiselleştirme macerama başlayayım müsaadeniz ile.
Nedir Marka ne işe yarar , çok mu önemlidir ki her kurum ve kuruluş bu marka denilen  algısının bozulmaması için hatta daha da güçlenmesi için müthiş yatırımlar yapıp ciddi paralar harcamakta.

Markanın : Benzer ürünleri yada hizmetleri başkalarının ürün yada hizmetlerinden ayırt etmek üzere kullanılan yada belirli bir hizmetin sunulması sırasında kullanılan AYIRT EDİCİ İŞARET marka olarak tanımlanmaktadır. Sözcükler, Sayılar, Harfler, Şekiller, Ürünün Şekli veya Ambalajı ile bunların birlikte sunuluşları marka olarak değerlendirilmektedir. 
Yukarıdaki ifade işin görsellik kısmı ile alakalı daha çok .Markalarda insanlar gibidir.Onlarında doğar , yaşar ve gelişirler bazanda ölürler.Verdiğimiz hizmet ile ufacık bir dükkanda bizlerde marka olabiliriz.


Geçmişimizi  araştırdığımızda atalarımız farkında olmadan markalaşma işini belli kurallara bağlamışlar.Örneğin AHILIK kurallarına bazılarına bir bakalım hatta beynimize kazıyalım ne dersiniz.


İyi huylu ve güzel ahlâklı olmak

işinde ve hayatında, kin, çekememezlik ve dedikodudan kaçınmak

Ahdinde, sözünde ve sevgisinde vefalı olmak

Hakka, hukuka, hak ölçüsüne riayet etmek

İnsanların işlerini içten, gönülden ve güleryüzle yapmak

Âlimlerle dost olup dostlara danışmak

                                      

Aslında atalarımız insani değerleri iş hayatına uygulamak sureti ile güzel bir sentez oluşturmuşlar.Ne güzel söylemiş insanların işlerini güleryüzle yapmak diye müthiş bir anlayış .Günümüzde insanlar bunu başarabilmek için ciddi ciddi bu konuda eğitimler alıyorlar.

Yüzyıllardan gelen öğütleri kendimize uyarlayabilir isek bence başarılı olabiliriz.Küçük esnaf olarak da gerçekten bulunduğumuz bölgede  pazar gücü yüksek bir marka olabiliriz.

Bu konuda bir kaç önerim olacak ;


  • Sevdiğiniz işi yapmaya gayret gösterin .O zaman yorulmazsınız.Engel tanımazsınız.
  • İşinize sahip çıkın 
  • Dedikoduya ayıracağınız vakti ve enerjiyi işinize harcamayı deneyin.
  • Sürekli araştırın ve gittiğiniz seyahatlerinizde gördüğünüz farklı şeyleri kendi işinize nasıl uyarlayabileceğinizi düşünün.
  • İnsanlar sizi en fazla iki defa iş yerinizde arar inanın üçüncüsü asla olmaz.hiç kimse alternatifsiz değildir.
  • Gülen yüzünüzü asla müşterilerinizden eksik etmeyin.
  • Daima sorun çözen olun unutmayın kendisi sorun olanlar değil sorunu çözenler ayakta kalır.
  • İş planı oluşturmaya gayret gösterin.
  • Aynı zamanda iyi bir muhasebeci olun.Gelir gider hesaplarınızı günlük olarak tutun
  • İşletme sermayenizi asla ve asla başka yatırımlara bağlamayın.Örneğin; gereksiz gayrimenkul ,ticari kamyonetiniz varken kişisel zevkiniz için sıfır kilometre otomobil almak gibi.
  • Benim gördüğüm bu dönem satarken değil alırken kazananların dönemi.Dolayısı ile fırsatlar için mutlaka bir miktar nakitiniz olsun.
  • Muhasebeci , avukat,reklamcı gibi meslek sahipleri içinde imkanlarınız doğrultusunda en iyi olanlar ile çalışmaya gayret gösterin.Onlara vereceğiniz bir miktar fazla meblağı zarar olarak düşünmeyin.İşinin ehli insanlar her zaman önünüzü açar.
  • Yukarıdaki durum seçeceğiniz personel içinde geçerlidir.Sıradan bir personel size ayda 10 birim kazandırıyor iken iyi bir personel size 50 birim kazandırıyor ise bunun bir miktarını onunla paylaşmaktan çekinmeyin. 
Sonuç olarak buda insan hayatı gibi bir yolculuk bu yolculuğunuzu keyif alarak yapmaya gayret ederseniz ortaya size ve ailenize keyif ve gurur veren sonuçlar çıkacağından eminim.Sadece sunu unutmayın. Keyifli olduğu kadar da zor bir yolculuk.....

Not: kigem .com sitesinde KÜÇÜK GİRİŞİMCİNİN EL KILAVUZU makalesine bir göz atmanızı tavsiye ederim.
    
    

16 Kasım 2012 Cuma

BATMADAN BASARILI OLUNMUYOR, MUHIM OLAN ERKEN BATMAK

Merhaba dostlar ustalardan girişimcilik tecrübeleri.Yazıyı  Milliyet gazetesinde okudum ve çok hoşuma gitti aynen aktarıyorum.
Keyifli dakikalar hepinize


''BATMADAN BASARILI OLUNMUYOR, MUHIM OLAN ERKEN BATMAK

Fiba Holding Kurucusu Hüsnü Özyeğin, Kaloforniya’daki girişimcilerin üç-dört defa batmadan başarılı olamadığına işaret ederek, "Mühim olan erken batmaktır" dedi.
, girişimcilikte işin başında olmanın önemli olduğunu belirterek, “İşinin başında olmayan insan, işinin sahibi değildir” dedi.
Özyeğin, G3 Forumu kapsamında düzenlenen, “Çarpraz Ateş” panelinde Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkanı Serpil Timuray ve Pegasus Havayolları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Sabancı’nın sorularını yanıtladı. Özyeğin Üniversitesi’nde başarının önündeki engellerin ortaya konulması için bir “Başarısızlık
Konferansı” düzenlediklerini, böylelikle başarıya yol açılmasını hedeflediklerini açıkladı. Girişimciliğe ilk adımı nasıl attığını da anlatan Özyeğin, Maslak’ın arkasında 70-80 metrekarelik bir atölyede lastik üretimine başladıklarını belirterek, “Ben zannettim ki parayı yatıracağım lastik gibi para akacak bu işten. Sonra öğrendik ki bu satılan ürünlerin paralarını tahsil edemiyoruz” dedi.
“MALIN SAHİBİ OLMAK İÇİN MALIN BAŞINDA OLMAK LAZIM”
Özyeğin, ABD’de çalıştığı sıralarda 50 bin dolar para kazandığını, onun yarısından fazlasının bu ilk girişiminde gittiğini belirterek, şöyle devam etti: “Bundan ne öğrendim? Sizin aktif çalışmanız gereken böyle iki ortaklı bir işte işin içinde olmanız lazım. İşinin başında olmayan insan, işinin sahibi değildir. O gün için işinin sahibi gözükebilir bir müddet, sonra iş biter, dolayısıyla sahip olduğu şey kalmaz. Ben bundan bu dersi aldım. Malın sahibi olmak için, malın başında olmak lazım” dedi. İş belli bir noktaya geldiği zaman mutlaka profesyonel yöneticileri işe ortak etmek gerektiğini savunan Özyeğin, bu kültürün gelişmesinin önemli olduğunu vurguladı. Özyeğin, “Eğer bir şirket kurduğunuz zaman, o şirketteki üst, hatta orta düzey elemanları şirketinize ortak ederseniz, o zaman şirketin başarısı garanti gibi bir şey oluyor” şeklinde konuştu.
“5 MİLYON TL SERMAYE İLE KURULAN FİBA SİGORTA’YI 500 MİLYON TL’YE SATTIK"
Özyeğin, kendisinin Fiba Sigorta’yı 5 milyon TL sermaye ile kurduğun ve şirketin hisselerinin yüzde 10’unu şirket yöneticilerine sattıklarını belirterek, şöyle devam etti: “Fiba Sigorta’nın yüzde 10 hissesi için Genel Müdür Recai Bey’e, ‘İstediğin kişiye bunun yüzde 3’ünü al, kalan yüzde 7’sini genel müdür yardımcıları ve departman yöneticilerine dağıt, listeyi de sen yap’ dedim. Ve yüzde 10’u 500 bin TL ediyordu, ben de ‘250 bin TL’yi herkes koysun, öbür 250 bin TL’yi de ben koyacağım sizin için’ dedim. 500 bin TL bu şekilde konuldu. Sermaye 5 milyon başladık. Fiba Sigorta büyümeye başladı. Fiba satıldığı güne kadar 1 TL’lik reklam yapmamıştır. Harcamak istemiyorlar parayı. Şirketin sermayesi 40 milyon TL oldu. Böyle büyüyen bir şirketin sermayesine ortak olan yöneticileri hiçbir zaman, hisseleri yüzde 10 ise yüzde 10 kalmasına ikna edeceksiniz. Bu arkadaşlar, şirket Japona satılana kadar ortaktılar. Bu şirket 500 milyon TL’ye satıldığı zaman, benim yöneticilerim de toplu olarak 50 milyon TL’ye hisselerini sattılar.”
“FİNANSBANK HİSSELERİ İÇİN MİLLET SABAH NAMAZINDA SIRAYA GİRMİŞ”
Özyeğin, Finansbank’ın halka arz sürecinden de bahsederken, Karaköy’deki 300 metrekarelik borsada, borsaya ilk açılan bankanın 1990’da Finansbank olduğunu belirterek, “Finansbank hisseleri için millet meğerse, Karaköy’de sabah namazında sıraya girmiş. Hisseler, 15 dakikalık seansında 6 bin TL’den, 22 bin 500 TL’ye çıktı. 27 aylık bir banka olarak” dedi.
“BATMADAN BAŞARILI OLUNMUYOR, MÜHİM OLAN ERKEN BATMAK”
Girişimciliğin önemli olduğunu ve Kaloforniya’daki girişimcilerin üç-dört defa batmadan başarılı olamadığına işaret eden Özyeğin, Yoksa başarılı olamıyorlar. Mühim olan erken batmaktır. Yani, sermaye azken batmak” dedi.
“KRİZDE NEŞELİ OLURUM AMA BU TAMAMEN BİR MASKEYDİ”
Özyeğin, kriz dönemindeki yıllardan da örnek verirken, “Krizlerde daha neşeli olurdum ama bu tamamen bir maskeydi. Patronun veya genel müdürün neşeli gözükmesi çok önemli. Krizlerde eğlenceli hale getirmek iyi bir şey” dedi. Çukurova Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin Karamehmet’in Pamukbank’ın sahibi olduğunu ancak kendisinin, işin sahibi gibi davrandığını dile getiren Özyeğin, “Öyle davranıyordum, yoksa başarılı olamazsınız ki” ifadelerini kullandı. .” MİLLİYET 16/11/2012 ''

14 Ekim 2012 Pazar

ULU CINARIMIZI KAYBETTİK

Bekliyorduk aslında vakti gelmiş belkide geçmişti.Dedem ailemizin nerdeyse 100 yıllık ulu bir çınarıydı.Ve 13 ekim sabaha karsı saat altıda son nefesini verdi ve gözlerini hayata yumdu.Allah Rahmet eylesin yattığı yerde dinlendirsin inşallah.
1917 doğumlu bir ulu çınar.Bulgaristan da Kırcaali bölgesinde DELİAT köyünde doğmuş .Çocukluğu gençliği orda geçmiş ve 51 muhaciri olarak 5 kardeşi ile birlikte Türkiye ye  gelmişler.Annesi ve babasını orda bırakmış o topraklara gömmüş.Atamız öldüğünde Türkiye ye geleli yedi yıl olmuş hiç onu görme fırsatı olmamış.
Son günlerinde bile RUMELİ TV izlerdi hiç başka kanal açtırmazdı.İçindeki memleket özlemini anasını,babasını belkide böyle hatırlamaya çalışıyordu kendince biz belkide anlayamadık.
Annesi ÇERÇİ imiş memlekette eşeğine yüklermiş basma ,fistan ,incik ,boncuk dedemle birlikte köy köy dolaşıp satarlar imiş.Geçmişe dair en çok bu hikayeleri anlatmayı severdi.


Anladığım kadarı ile Türkiye ye geldiklerinde çok yoksulluk çekmişler.Düşünün ana baba yok ve 5 kardeş birlikte bilmediğiniz bir ülkeye gelmişsiniz.Açıkçası ben hayal bile edemiyorum.
Önce Edirne,arkasından Niğde,sonra Bursa ve son olarak Karacabey anlattığına göre beş yıllık zaman diliminde dört farklı yerleşim yeri.Bence dört faklı hayat.....
Sonra Karacabey de babaannemle evlenmişler ve yedi çocukları olmuş fakat dört tanesi yaşamış.
Gülen ,sohbet etmeyi insanlarla iletişim kurmayı çok seven bir yapısı vardı dedemin.Keşke ben de onun gibi olabilsem dediğim anlar çok olmuştur bu konuda ama buda insanın yapısı ile ilgili sonradan olmayan bir özellik.
Sımsıcak bir kalbi ve asla kin nefret taşımayan çok sabırlı bir yapısı vardı.İnsanlardan almaktan çok insanlara vermeyi onlar için bir şeyler yapabilmeyi düstur edinmişti kendisine.
İlçemizde bulunan Trakya Birlik Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri kurucu üyesi ve uzun yıllar da yönetim kurulu başkanlığı yapmış herkesle barışık ulu bir çınar.
Bize bir bayrak devretti farkında olmadan İnşallah bizde bayrağı aldığımız yerden daha ileri götürmeyi başarabiliriz.
Allah seni yattığın yerde dinlendirsin ailemizin ULU ÇINAR ı
Seni bizim için hiç ölmedin hep yaşayacaksın.

3 Ekim 2012 Çarşamba

TUTUNCU KOYU VE ENFES PATLICANI

Merhaba Dostlar ,
Blogumuz bu aralar amacından sapıyor gibi ama yine de olsun bir kaç yazımız da böyle olsun.Bu yazımda eşimin köyü olan Gönen in TÜTÜNCÜ Köyünü size anlatmak istiyorum.

 Ailem Karacabey li fakat babamında anneminde herhangi bir köyle bağlantısı yok çok isterdim küçükken babaannem ya da anneannem bir köyden olsun tatillerde köye gideyim.Kırlarda koşturayım.Bahçelerden erik koparayım yada ne bileyim derelerde balık tutayım arkadaşlarla beraber.
Kısmet evlendikten sonra imiş.fotoğrafta da görüldüğü gibi şirin yemyeşil bir köy TÜTÜNCÜ.

Şöyle diyebilirsiniz hani bu görüntü nerede ise bütün köylerde hemen hemen aynı diye.Haksız da sayılmazsınız aslında fakat her yöreyi diğer yörelerden ayıran bir farkı mutlaka vardır değil mi ?

Aslında TÜTÜNCÜ yü diğer köylerden ayıran özelliklerin başında bence gerçekten şirin yemyeşil bir yer olması geliyor.Çalışkan ve mütevazi insanları var ve gerçekten güzel insanlar.


Ha bu arada balık tutmayı benim gibi seviyor iseniz köyün hemen üst tarafında bir kaç yapay gölet var.Bu göletlerde de yerli sazan bulunmakta ve özellikle haftasonlarınızı ailecek değerlendirebileceğiniz çok uygun alanlar mevcut.
Çadırınızı kurun oltalarınızı atın bir de odun ateşinde çayınızı demleyin.Çocuklarınız koşuştursun etrafta mükemmel bir manzara değil mi sizce de !!!
Yazarken bile canım çekti vallahi .Şimdi odun ateşinde demlenmiş bir bardak çay olsa dumanları tütse ...








Köyün çok güzel bir korusu mevcut hıdrellez piknikleri de burada oluyor.Tam oğlak zamanına denk geldiği için burada hıdrellez lezzetli geçiyor açıkçası.Koru da köye 200-300 metre uzaklıkta öyle çok uzakta değil hani.


Hala bir çok gelenek yaşatılmaya çalışılıyor.Mesela KEŞKEK siz düğün olmuyor.Tabii bu işe de teknoloji girmiş durumda eskisi gibi tokmaklarla dövülmüyor belki ama önemli olan öz ün unutulmayıp ona sahip çıkılması.
Tabii burda da her köyde olduğu gibi genç nüfusu yakın bölgeler çekmiş durumda Gönen, Bandırma ,Biga gibi  maalesef köyde kalan belli bir yaş grubundaki insanlar ve bunların sayısı da her köye gidişimde.Tabii bu şu an bence bütün Türkiye nin problemi .


Lafı çok uzattık galiba.Gelelim patlıcana .Köyün ana üretim kalemlerinin başında gelen bir ürün patlıcan.
Aslında çok zahmetli bir üretim süreci var.Tarlalar yaz başından hazırlanıyor derken fide ler geliyor viyollerin içerisinde ve ekim dikim derken sezon başlıyor bir daha sulaması çapalaması vs. toplama dönemine giriliyor.
Ağustos başı gibi başlayan harman kıra düşmesine kadar devam ediyor.
Gerçekten çok lezzetli ve değişik bir tadı var burada üretilen patlıcanların hele bir de köyde yapılan küçük patlıcan turşuları var ki olmaz böyle bir lezzet gerçekten.Köyün kadınları için eziyet bir iş ama öyle söylüyorlar genelde konuştuğumuzda. Parmak büyüklüğünde nefis bir turşu yapıyorlar.Tabii bu turşu işi sadece kendi tüketimlerine yönelik olduğu için üzülerek söylemeliyim ki yazıyı okuyan bir çok kişinin bu lezzeti tatma imkanı olmayacak maalesef.
Bütün üretim İstanbul yakın olduğu için oraya gönderiliyor tabii buda bereketin bol olduğu yıllarda fiyatın düşmesine sebep oluyor bu da klasik Türkiye gerçeklerinden bir tanesi belkide.Bu kısırdöngüyü maalesef TÜTÜNCÜ kıramadı inşallah yakın zamanda kırar.
Köyün bir diğer geçim kaynağı da hayvancılık.hemen hemen her aile de min.8-10 büyükbaş hayvan mevcut.siz de benim gibi yoğurt ,ayran gibi ürünleri seviyorsanız eğer ayrı bir keyif oluyor doğrusu.Resimde de hayvanlar için slaj hazırlayan köylüler görünüyor.Sevdiğim başka bir tarafı da var bu köyün bu resimde bir çok iş imece usulu yapılıyor.Herkesin küçük bir grubu var ve sürekli biri birisine yardım ediyor ne güzel değil mi...

Kısacası bir gün yolunuz Gönen'e düşer ise TÜTÜNCÜ köyüne uğrayın derim.Bir soluk alın bir bardak çayını bir kupa ayranını için.
Sağlıcakla kalın



Enhanced by Zemanta

2 Ekim 2012 Salı

SIMDI BOGAZ VE FUZULI ZAMANIDIR

Merhaba değerli dostlar; Bu yazının linkini facebook ta bir arkadaş paylaşmış okuyunca sizlere de aktarmak istedim. Yazı ve fotoğraflar Bursa Hakimiyet Gazetesi yazarlarından Erdal bey e ait. Ne güzel söylemiş gerçekten
  Şimdi Boğaz ve Fuzuli zamanıdır 



Hafta arasında da öğle kuşaklarında pek çok hamarat hanım mutfak becerileriyle ekranlarda.
Ben de bu tatil günü modaya uyup Boğaz’a götüreyim sizleri. Ama İstanbul Boğazı’na değil.. Uzak. Üstelik, hesaplar yüksek orada. Bu nedenle Karacabey Boğazı’ndayız. Yani Yeniköy’de..
Hüzün sezonu eylülün güzel bir tatil günü.. Havalar, hani derler ya; limonata gibi..
Karacabey yolundan sağa sapıp yeşillikler içinde ulaşılıyor Boğaz’a. Yeni yeni gelişen bir tatil yöresi. Villalar, restoranlar, çocuk bahçeleri, parklar, cafeler ve göz alabildiğince uzanan geniş bir plaj. Palmiyeler arasında yürüyüş yolları..
Yamaçlardan meltem rüzgarlarıyla kopup gelen ıhlamur kokuları da ekstra bir güzellik.
İşte böylesi bir ortamda Balıkçı Fuzuli.
Derli toplu, şirin, mütevazı, çok temiz, düzenli bir balık restoranı.
Restoranın sahibi güler yüzlü ve örnek ev sahibi Fuzuli Şekerci bu işe balık sevdası yüzünden başlamış. Oysa muhasebeci. Uzun yıllar Yeni Karamürsel Mağazası’nda muhasebecilik yapmış.
Ve bir gün rakamlardan sıkılınca ver elini masmavi deniz!. Boğaz’ı görür görmez sevdalanmış. Balığa da meraklı ya; sahilin en güzel yerine açmış Fuzuli Balık lokantasını.



Temizlik, zengin mönü, balığın ve deniz ürünlerinin her çeşidi ve kendi eliyle hazırladığı karidesin her türüyle kısa zamanda ünlenmiş. Balık meraklılarının uğrak yeri şimdi.
Bunun üzerine ikinci bir lokantayı da bu kez Mudanya Güzelyalı Altınkum kıyılarında açmış. Denizle iç içe bir yer.    
Boğaz’daki restoranda servisimizi Sami Bey yaptı. Son derece efendi, yaşlı başlı bir bey. Kar beyazı temiz bir masa örtüsü üzerine Fuzuli’nin hazırladığı akla gelen her tür nefis meze sıralanıverdi. Ve çeşitli soslarla hazırlanan karidesin her türü de masada adeta resmi geçit töreninde ve arka arkaya sunuluyor. Peynirler ise özel.
Karides meraklısı İstanbullu bazı aileler sırf bu çok çok özel karides mönüsünü tatmak için Güzelyalı Altınkum’a geliyorlarmış hafta sonlarında. Fuzuli de Boğaz’la Altınkum arasında mekik dokuyor tabii.
Gün batımındaki akşam yemeğinizde sıra balığa gelince masanızın trafiğini Fuzuli Bey’e teslim ederseniz yerinde bir karar almış olursunuz. Dolaptan çıkardığı on kiloluk taze levreği getirip gösterirken büyük bir zevk içindeydi. Kalabalık gruplar için ideal.
Mevsimine göre her tür taze balık var. Tabii kraliçe lüfer de. Balık ızgara Fuzuli’nin adeta bir profesörlük tezi. Kararlı bir şekilde pişiriyor. Bazı lokantalardaki gibi balıklar ızgarada pişerken sizlere ömür, ölmüyor. Çatır çatır kurumuyor balık. Nazlı nazlı pişiyor. Hakkını teslim etmemiz lazım Fuzuli Şekerci’nin.
Finalde önünüze konulan ballı, kaymaklı, cevizli bir tatlı da çok özel. Balık lokantalarının bilinen o sıradan eritilmiş tahin helvası değil..
Kahvelerinizi yudumlarken gelen hesap ise sizi kesinlikle üzmüyor.  Evet, Karacabey Boğazı’nın ve Fuzuli’nin zamanıdır bu mevsim. Kaçırmayın..